Soruyu Tersine Çeviren, İyi Payı Koruyan O
Bugün okuyacağın bölüm: Luka 10. Kutsal Kitap'ı açmadan önce, bu yazıyla kısaca hazırlan.
Arka plan
İsa şu anda Yeruşalim'e doğru uzun bir yolculuktadır. Bu yolculuk sırasında on iki öğrencisinin yanına yetmiş kişi daha katar ve onları ikişer ikişer önden gönderir. Her köye girdiklerinde "Tanrı'nın Egemenliği size yaklaştı" diye duyurmalarını ister. İlginçtir, bu yetmiş sayısı Yaratılış 10'da sayılan bütün ulusları hatırlatır — Müjde'nin İsrail'in sınırlarını aşıp tüm dünyaya açılacağının bir önizlemesi gibidir.
Yetmişler sevinç içinde döner. İsa'nın adıyla cinler bile kendilerine boyun eğmiştir! İsa bu habere şöyle karşılık verir: "Şeytan'ın gökten yıldırım gibi düştüğünü gördüm" (10:18). Kulağa ağır gelse de anlamı açıktır — Tanrı'nın Egemenliği yerleştikçe Şeytan'ın hâkimiyeti kesin olarak çökmeye başlamıştır. Ama İsa hemen ekler: Asıl sevinilecek şey cinler üzerindeki güç değil, "adlarınızın gökte yazılmış olması"dır (10:20).
Bu konuşmanın ortasında bir Kutsal Yasa uzmanı araya girer. Metin, onun İsa'yı "kendini haklı çıkarmak" için sınadığını söyler (10:29). "Sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?" diye sorar, sonra kendi kendine yanıt verir: "Tanrın Rab'bi sev, komşunu da kendin gibi sev." Ama hemen ardından şunu sorar: "Peki, komşum kim?" Aslında bu saf bir merak değildi. O dönem insanlar arasında "komşu" kavramını daraltıp, sevmek zorunda olmadıkları kişilerin sınırını çizmek isteyen bir eğilim vardı. İsa bu soruya doğrudan yanıt vermez; onun yerine bir öykü anlatır — İyi Samiriyeli benzetmesini.
Okurken şuna dikkat et
İyi Samiriyeli benzetmesini okurken, İsa'nın o soruyu nasıl tersine çevirdiğine dikkat et. Haydutların eline düşen adamın yanından bir kâhin geçer, bir Levili geçer — ikisi de görmezden gelir. Ama Yahudilerin hor gördüğü bir Samiriyeli durur. Adamı görür, yüreği sızlar, yanına gider, yaralarını sarar, kendi hayvanına bindirir, hana kadar götürüp ilgilenir. Öyküyü bitiren İsa, "komşum kim" demez; "Sence bu üç kişiden hangisi haydutlar arasına düşen adama komşu gibi davrandı?" diye sorar (10:36). Sorunun yönü tamamen değişir — "kimi sevmem gerekiyor"dan "kime komşu olacağım"a.
Bu öyküde İsa'nın sevgiye hiçbir sınır koymadığını göreceksin. Yahudiler ve Samiriyeliler birbirini derinden hor görürdü. Ama İsa tam da o hor görülen kişiyi öykünün kahramanı yapar. "Komşu" olmanın önünde ne soy, ne din, ne de eski bir kin durabilir. İsa'nın son sözüne de dikkat et: "Git, sen de öyle yap" (10:37) — bu ahlaki bir ödev değil, az önce alınan merhameti başkasına akıtma çağrısıdır.
10. bölümün devamında Marta ile Meryem'in öyküsünü de okumaya devam et. Marta İsa'yı ağırlamak için telaş içindeyken, Meryem sadece Rab'bin ayakları dibinde oturup O'nu dinler. Marta yakınınca İsa şöyle yanıt verir: "Marta, Marta, sen çok şey için kaygılanıp telaşlanıyorsun… Meryem iyi olanı seçti ve bu kendisinden alınmayacak" (10:41-42). Bir şeyler için var gücüyle çalışmaktan önce gelen bir şey var — O'nun sözünün önünde oturmak.
Bir dakika duralım. İyi Samiriyeli benzetmesi sadece "nazik ol" demek değildir. O dönem Yahudiler ve Samiriyeliler birbirini düşman gibi görürdü. İsa tam da o hor görülen kişiyi öykünün kahramanı yapar ve "komşun" kavramının milliyet, din ya da eski bir kırgınlıkla sınırlanamayacağını söyler. Yardıma ihtiyacı olan biri varsa — hatta seninle uzun süredir küs olsa bile — ona komşu olmak: İsa'ya göre, Tanrı sevgisiyle komşu sevgisini birleştiren yol budur.
Aklında taşıyacağın sorular
Bölümü okurken şu soruları aklında taşı.
-
Senin de içten içe "onu sevmek zorunda değilim" diye sınır çizdiğin biri var mı? İsa olsaydı o kişiye nasıl davranırdı?
-
Marta gibi telaşa kapılıp, İsa'nın sözünün önünde oturacak zamanı kaçırıyor musun?
Okuma
Şimdi Luka 10 bölümünü kendi Kutsal Kitabından yavaşça oku. Acele etme; bir kez okuduktan sonra bir kez daha oku.
Felicity