← Okuma planı

26 / 46 · Luka 12-13 · 13 dk

Kuzgunu Doyuran, Uyanık Olmayı İsteyen O

Bugün okuyacağın bölüm: Luka 12-13. Kutsal Kitap'ı açmadan önce, bu yazıyla kısaca hazırlan.

Arka plan

İsa Yeruşalim'e doğru yürümeye devam ediyor. Binlerce kişinin toplanıp birbirini ezecek kadar kalabalık olduğu bu ortamda, İsa önce öğrencilerine Ferisilerin ikiyüzlülüğüne karşı dikkatli olmalarını söyler (Luka 12:1). Tam o sırada biri araya girer ve miras paylaşımı konusunda hakemlik yapmasını ister. İsa bu isteği yerine getirmek yerine, adamın asıl sorununa — açgözlülüğe — parmak basar. Sonra ambarlarını büyütüp malına güvenerek rahata çeken, ama o gece canını kaybeden akılsız zengin adamın benzetmesini anlatır (Luka 12:16-21). Sorun malın kendisi değil, malı güvenlik temeli sayan yürektir.

Hemen ardından İsa, bu benzetmenin tam tersi bir hayat sunar. "'Ne yiyeceğiz?' diye canınız için, 'Ne giyeceğiz?' diye bedeniniz için kaygılanmayın" sözüyle başlar (Luka 12:22-23), sonra kuzgunları ve kır zambaklarını örnek gösterir. Kuzgunların ne ambarı ne kileri vardır, ama Tanrı onları doyurur; kır otu bugün varken yarın ocağa atılır, yine de Süleyman'ın görkeminden daha güzel giydirilir — o zaman Tanrı'nın çocukları olan sizi ne kadar daha özenle besleyip giydireceğini düşünün (Luka 12:24-28). Kaygı, geleceği bir an bile uzatamayan boş bir çabadır (Luka 12:25-26) ve Tanrı'yı Baba olarak tanımayanların tavrıdır (Luka 12:29-30). Bunun yerine Tanrı'nın Egemenliği'ni aramaları söylenir ve şu sözle yüreklendirilirler: "Korkma, ey küçük sürü! Çünkü Babanız, egemenliği size vermeyi uygun gördü" (Luka 12:32).

Sonra hazırlıklı ve uyanık olma çağrısı gelir. Beline kuşak bağlayıp kandilini yakmış, efendisini bekleyen bir hizmetkâr gibi yaşamaları istenir (Luka 12:35-40) ve "Kime çok verilmişse, ondan çok istenecek. Kime çok şey emanet edilmişse, kendisinden daha fazlası istenecektir" (Luka 12:48) ilkesiyle öğrencilerin sorumluluğuna dikkat çekilir. Ardından İsa şaşırtıcı bir söz söyler: "Yeryüzüne barış getirmeye mi geldiğimi sanıyorsunuz? Size hayır diyorum, ayrılık getirmeye geldim" (Luka 12:51). Müjde'yi izleme kararı, aile içinde bile çatışma doğurabilir. Havayı okumasını bilip de önlerinde duran bu dönemin işaretini göremeyenlere duyulan üzüntü de bunu izler (Luka 12:54-56).

13. bölüm, tövbe çağrısıyla açılır. Pilatus'un öldürdüğü Celileliler, Şiloah Kulesi çökünce ölen on sekiz kişi — insanlar bu felaketleri günahın karşılığı saymak ister, ama İsa kesin konuşur: "Size hayır diyorum. Ama tövbe etmezseniz, hepiniz böyle mahvolacaksınız" (Luka 13:3, 5). Acının büyüklüğü, o kişinin günahının büyüklüğünü göstermez. Sonra üç yıldır meyve vermeyen incir ağacını kesmek isteyen sahip ile bir yıl daha sabretmesini isteyen bağcının benzetmesi gelir (Luka 13:6-9) — hem yargıyı erteleyen Tanrı'nın sabrını, hem de tövbenin aciliyetini birlikte gösteren bir öykü.

Hemen ardından İsa, Şabat Günü havrada on sekiz yıldır iki büklüm olmuş bir kadını iyileştirir (Luka 13:10-17). Kadın kendisi yaklaşmamışken, İsa onu görüp çağırır ve özgür kılar. Sonra hardal tanesi ve maya benzetmeleriyle, şimdi küçük ve gizli görünen Tanrı'nın Egemenliği'nin sonunda bütün dünyaya yayılacağını anlatır (Luka 13:18-21); "Kurtulanların sayısı az mı olacak?" sorusuna ise "Dar kapıdan girmeye gayret edin" (Luka 13:24) diye karşılık verir. Son olarak Hirodes'in öldürme tehdidine aldırmadan Yeruşalim'e yürümeye devam eder ve kendisini reddeden o kente şöyle seslenir: "Tavuğun civcivlerini kanatları altına topladığı gibi ben de kaç kez senin çocuklarını toplamak istedim, ama siz istemediniz" (Luka 13:34).

Okurken şuna dikkat et

Bugünkü bölümde en çok yüreğinde taşıyacağın yer "kaygılanmayın" bölümüdür (Luka 12:22-34). İsa'nın mantığını takip et — canın yiyecekten, bedenin giyecekten daha değerli olduğu önermesiyle başlar (Luka 12:23), sonra kuzgun ve kır otu gibi çok küçük varlıkları örnek gösterir, oradan da "sizi ise ne kadar daha çok" (Luka 12:24, 28) sonucuna varır. Bu, sadece "kaygılanma" demek değil; Tanrı'nın çocuğunu ne kadar özenle koruduğuna duyulan güvene dayanan bir söz.

Bir dakika duralım. "Kaygılanmayın" sözü kulağa yabancı gelebilir. Özellikle geçimi ya da onuru kendi başına korumak zorunda hissettiren bir kültürde bu daha da böyledir. Ama İsa'nın söylediği tembellik değil, Tanrı'yı gerçek bir Baba olarak güvenmektir (Luka 12:30-32). Kuzguna yiyecek, kır otuna giyecek veren Tanrı, kendi çocuğunu hayal kırıklığına uğratmaz. "Korkma, ey küçük sürü! Çünkü Babanız, Egemenliği size vermeyi uygun gördü" (Luka 12:32) sözü, Tanrı'nın isteksizce değil, sevinçle verdiğini gösterir.

13. bölüme geçtiğinde havanın biraz değiştiğini hissedeceksin. Felaketler karşısında "neden ona böyle oldu" diye soranlara İsa, sorunun yönünü çevirip "peki sen nasılsın" diye sorar (Luka 13:2-5). On sekiz yıldır iki büklüm olan kadını Şabat Günü özgür kılan sahneye de dikkat et (Luka 13:10-17) — tövbeye çağıran İsa ile bağlı olanı çözen İsa'nın aynı bölümde yan yana durduğunu göreceksin.

Aklında taşıyacağın sorular

Bölümü okurken şu soruları aklında taşı.

  1. Şu an yüreğini en çok ezen kaygı nedir? Kuzgunu ve kır otunu besleyen Tanrı, bu kaygının önünde sana ne söylerdi sence?

  2. "Tövbe etmezseniz" sözü karşısında, hayatında ertelediğin bir tövbe var mı?

Okuma

Şimdi Luka 12-13 bölümünü kendi Kutsal Kitabından yavaşça oku. Acele etme; bir kez okuduktan sonra bir kez daha oku.